25 Eylül 2013 Çarşamba

Mutluluğu Keşfediş

 
Hafifçe araladığı göz kapağını rahatsız eden güneş ışığının değil de telefonunun ışığı olduğunu anlayan Alexis kimin aradığına bakmak için eline aldığı telefonun ekranına baktığında tam 37 cevapsız çağrısı ve 29 yeni mesajı olduğunu gördü. WhatsApp, Facebook ve Instagram'ı direk es geçip 37 cevapsız çağrısına bakan Alexis 32 çağrının Ted'e 3 çağrının Talya'ya ve diğer iki çağrının en yakını olarak gördüğü Bridget'den olduğunu gördü. 'Aman tanrım !' dedi ve duraksadı. Elini hızlıca alnına doğru götürüp yüzüne düşen saçlarını geriye ittikten sonra hızlıca uyanmak için gözlerini uyuşturup bir önceki cümlesini daha yüksek bir desibelle tekrarladı. 'Aman tanrımmmm ! Nasıl Talya'yı orada öylece bırakıp gittim?' dedi ve gelen bütün yeni mesajları okumayı pas geçerek hemen Talya'nın bıraktığı kırmızı cevapsız amblemlerinden birinin üzerine tıkladı. Daha ilk çalışından telefonu cevaplayan Talya 'Alexis! Sonunda ! Sana bir şey olduğunu düşünmeye başlamıştım. Dün akşamdan beri seni arıyorum. Çok fazla da arayıp rahatsız etmek istemedim gerçi. Ama seni cidden merak ettim. İyi misin ?' dedi tek nefeste. Yarı uykulu yarı uyanık bir sesle ' Ah! İyiyim. Yani sanırım' dedi Alexis ve Talya da ona 'Sanırım mı? Anlaşıldı. Sen henüz Ted fırtınasını atlatamamışsın. Bugün görüşek ister misin?' dedi. Bu kez biraz duraksayan Alexis Talya'ya 'Bilemiyorum. Aslına bakarsan bugün dışarıya çıkmak istediğime emin değilim.' diye cevap verdi. Bunun nedenini soran Talya'ya 'Sesim felaket. Gözlerim şiş ve içleri ağrıyor. Boğazımın ağrısını ve yorgun bedenimi saymama gerek var mı?' dedikten hemen sonra Talya 'Ben onu bunu bilmem. İyi olduğundan emin olmalıyım.' dedi ve Alexis 'O zaman bana gelmeye ne dersin?' dedi. Alexis bir kaç dakika düşündükten sonra 'Neden olmasın? Nasılsa bugün yapacak daha iyi bir planım yok.' dedi ve ekledi. 'Adresi mesaj olarak gönderebilir misin? Tam bir balık hafızalıyımda.' 'Tabi atarım. Saat on iki senin içinde uygunsa bekliyorum.' diye cevap veren Alexis'e Talya 'Saat on iki uygun. Görüşürüz Alexis!' dedikten sonra Alexis'in de 'Görüşürüz!'  cevabıyla telefonu ilk kapatan Talya oldu. Böylelikle buluşmadan önce geriye sadece üç saati kalıyordu. Yapması gerekenleri düşündü, eline kağıdını ve kağıdını alıp yapacaklarını not almaya başladı. Tam bir ikizler burcuydu ve kararlarını çok sık değiştiriyordu. Bu nedenle yapacaklarını hem unutmamak hem de değiştirmemek için yazmayı tercih ediyordu. Ayrıca bir şeyleri yaptıkça listesinden yaptığı şeylerin üzerini karalamak ona mutluluk vermiyor değildi doğrusu. Sırf bu yüzden araya kolay maddeler bile koyduğu oluyordu. Hevesle yapacaklarını maddelemeye başlayan Talya'nın listesi şöyleydi:

          3 SAATA SIĞDIRILACAKLAR

  1. Odanı toparla
  2.  Kahvaltı yap
  3.  Gardırop tertibi yap 
  4.  Bulaşıklarını yıka ( Bunu daha fazla erteleyemezsin!)
  5.  Giyin (Şık bir şeyler olmasına özen göster.)
   Tüm bunları yazarken aslında önemli bir şeyi atladığını listeyi tamamlamaya yakın olduğunda kafasına dank etmişti. Damian'a teşekkür etmeyi unutmuştu ! Ah! Hayır unutmamıştı. Aslında buna fırsat bulamamıştı ki. Dün ona bir teşekkür etme fırsatı vermeden jet hızıyla yanından yanından ayrılan o değil miydi? Olsun. Bu bir teşekkürü hak etmediği anlamına gelmezdi. Belki de ona, o çok meşhur ıslak kekinden yapıp götürebilirdi. Evet, evet ! Bu harika bir fikirdi. Hem onun geldiği yerde komşuluk ilişkilerine önem verilirdi. İçinden' Umarım burada da komşuluk ilişkilerine önem veriliyordur.' Diye içinden geçiren Talya kapıya doğru koştu hemen çantasını buldu ve içine küçük notlarını önemli bilgileri ve ara ara yemek tariflerini yazdığı not defterini eline geçirdiği gibi mutfağın yolunu tuttu. Önce radyo'yu açtı. En sevdiği Jazz şarkılarından birini duyduğu an 'Mükemmel!' deyip radyonun ayarlarıyla oynamayı bıraktı. Hemen önüne evinden getirdiği kelebek desenli mor,turuncu ve yeşil renklerden oluşan önlüğünü giydi. Evin içinde bulduğu mikserin içini açtı ve temiz, passız hatta henüz kullanılmamış olmasını görmesine rağmen, hemen bir sudan geçirdi. Çantasından çıkardığı tarifi hemen tezgahın üzerine dik bir şekilde bıraktı ve o an o ıslak keki yapmasını engelleyecek hiç bir şey yoktu. Listesinde yazanlar:

Malzemeler:
  • 3 Yumurta
  • 1 limon/portokal 
  • 1 paket soğuk süt (1 bardağı kekin içine girecek)
  • 1 bardak şeker
  • 1 paket kabartma tozu ve 1paket  vanilya
  • 1/2 bardak ayçiçek yağı
  • 1 paket rendelenmiş  hindistan cevizi
  • Aldığı kadar un 
    İşe yumurtaları mikserde çırpmakla başlayan Talya, limonunu sıkıp rendeleyip kekine güzel bir narenciye kokusu katmıştı bile. Süt, şeker ve yağ eklendikten sonra azar azar ununu ekleyip tüm malzemeleri iyice karıştığından emin olduğunda en son kabartma tozu ve vanilyayı ekleyip hazırladığı karışımını önceden yağladığı tepsisinin içine döktü. Önceden ısıttığı yüzseksen derece olan fırınının içine kekini güzelce yerleştirdikten sonra göz açıp kapayıncaya dek bulaşıklarını da yıkamıştı bile.

   Odasını da toplayıp gardrobunu da tertipleyen Talya hızlı bir duşun ardından önceden seçtiği desenli pantolon üzerine t-short ve leopar desenli çantasıyla çok şık görünüyordu. Aksesuarlarla kombinini tamamladıktan sonra kekinin piştiğine işaret eden o mükemmel kokusu burnunun direğini kırmıştı. Fırından çıkan kekine soğuk sütü ve üzerine de hindistan cevizi ekeledikten hemen sonra düşündü ki bu kekten Alexis'e de götürmesi şarttı. Sonuçta bu bir iyileşme seansıydı. Annesinden gördüğü yöntemler onu asla şaşırtmamıştı. Ama kekin de bu seansa artık puanlar ekleyeceğinden adı gibi emindi. Soğuması için buzlukta beklettiği kekinin yarısını bulduğu bir kaba yerleştiren Alexis 'Evet ! Sanırım diğer yarısı Damian'a teşekkür için yeter. Yani, umarım.' diye içinden geçirdikten sonra çabucak evinden çıkıp, bir taksi çevirip Alexis'in evine vardığında saat on ikiyi beş geçiyordu. Çok da gecikmiş sayılmazdı. Gördüğü muhteşem manzara karşısında şaşkına dönen Talya'yı evin hizmetçileri kapıda karşılamıştı ve ağzı açık kalmış Talya'ya 'Hoşgeldiniz efendim. Bayan Alexis'de sizleri bekliyordu zaten.' dediler. 'Bu taraftan.' diye ekledi sarışın olan hizmetçi. Alexis'in odasına girdiğinde oda tam da Talya'nın beklediği şekildeydi. Temiz, ışıl ışıl ve zengindi. Odaya bu tanımı kullanmak ne kadar doğruydu bilemiyordu fakat o odanın daha farklı bir sıfatla tarif edilmesi imkansız gibiydi. Her yerden moda fışkırıyordu. Oda turkuaz rengindeydi ve krem, limon, açık mavi ve turuncu renkleri turkuazı izleyen diğer renklerdi. Alexis'in odası yaklaşık iki sene önce bir genç kız odasından bir genç bayan odasına dönmüştü. Oyuncak bebeklerin yerini küçük rahat  renkli yastıklar, müzik kutuları ve posterlerin yerlerini ise pahalı tablolar ve şık abajurlar almıştı. Odanın her yerinde aynalar vardı. Bu geniş olan odayı daha da geniş yapıyordu ve Talya o an gördüğü hemen her pencerenin güneş ışığı aldığına yemin edebilirdi. Kısa bir inceleyişten sonra Alexis Talya'nın yanına gidip sarıldı ve tüm sıcakkanlılığıyla 'Hoş geldin Talya. Nasılsın?' dedi. Talya da yüzüne yerleştirdiği güzel bir gülümsemeyle 'İyiyim Alexis. Dün olanlardan sonra seni merak ettim.' dedi. Alexis de ona gülümseyerek  'Göründüğü üzere pek de iyi sayılmam.' diye cevap verip Alexis'in elinde kabı işaret ederek 'O elindeki nedir?' diye sordu . Talya da ona 'Kesinlikle sana iyi geleceğini düşündüğüm bir şey.' dedi Talya ve ekledi 'Şimdi tek ihtiyacımız olan iki çatal!' Çok geçmeden Talya'nın muhteşem ıslak kekini dünün özetiyle birlikte yavaşça yiyen kızlar birlikte bir film izleyip kafalarını dağıttıktan hemen sonra Talya'nın gözü Alexis'in sık kullanılanlarında ekli olan moda bloğuna takıldı. Alexis'le beraber blogda yer alan yeni trendlere göz attıktan hemen sonra Talya  'Ne derler bilirsin. Biraz alışverişin çözemeyeceği şey yoktur.' diyerek Alexis'e göz kırptı ve hemen enerjisini toplayıp Alexis'i kolundan çekiştirmeye başladı. Talya'nın ısrarlarına dayanamayan Alexis 'Peki, tamam geliyorum. Ama bil ki bunu yalnızca senin için yapıyorum.' dedi. Talya ise Alexis'in ne söyleyeceğini dinlemeden 'Hayır Alexis! Bunu benim için değil kendin için yapmalısın. Daha fazla üzülmek yok! Hele o Ted ayısı için hiç üzülmek yok. Buna gerek de yok!.' dedi. Henüz bir dakika önce çok üzüntülü ve mutsuz olan Alexis bir anda kahkalara boğuldu. Şaşıran Talya 'Niye gülüyorsun sen?' diye sordu ve Alexis 'Ted ayısı mı?!Hahahahahhaahahaa! Gerçekten sizin orada sevgililerini aldatan erkeklere ayı mı diyorsunuz?' diye ceva verdi. Talya  ise buna 'Ayı, öküz, odun ve daha neler neler. Hepsini zamanla sana öğreteceğim Alexis'ciğim sen hiç merak etme.' diye cevap verdikten sonra göz kırptı ve ekledi 'Hadi ama geç kalıyoruuuuz! Biran önce hazırlan da çıkalım!' dedi.
   Çok geçmeden Alexis siyahlara bürünmüş bir şekilde hazırdı. 'Daha renksiz bir şeylerin yok muydu?' diye soran Talya'ya yandan bir bakış atan Alexis 'İstersen şansını fazla zorlama Talya.' dedi ve ekledi 'E hadi çıkmıyor muyuz?' Alexis'in özel şoförü ve limuzini kapıda hazırdı bile. Gidecekleri yere vardıklarında karşılarına çıkan tüm mağazalara girdiler. Bir kaç saat sonra elleri kolları alışveriş torbalarıyla dolan kızlar tam da bir sonraki mağazaya girecekken Talya Alexis'i durdurdu. Birileri gitarla en sevdiği şarkılardan biri olan Sting'in Englishman In New York şarkısını çalıyordu. Çalan kişi her kim ise bu şarkıyı çok da iyi çalıyordu ki kendine eşlik eden bir grup kalabalığı başına toplamıştı bile. Şakının etkisiyle zaten enerji dolu olan Talya bir anda daha da mutlu oldu. Hatta şarkıya eşlik etmeye başladı ve Alexis'e dönüp 'Bir kaç dakika yakından dinlememizin bir sakıncası var mı?' diye sordu. 'Elbette yok.' cevabını alan Talya müziğin de etkisiyle adımlarını hızlandırdı ve kendini müzisyenin yanında bulduğunda dudaklarından istemsizce  tek bir kelime çıktı. 'Damian?!' 




15 Eylül 2013 Pazar

Yeni Komşu

Damian'dan başkası değildi. Ted 'Ah Damian! Yine mi sen ?!' diye tepki verdikten sonra Damian'in cevabı 'Benden bu kadar çabuk sıkıldığını tahmin edememişim Ted.' oldu. Bu da Alexis'i aldattığın kadınlardan biri mi yoksa?' diye ekledi Damian. Ted 'Ah! Kesinlikle hayır! Dünyada son kadın kalsa dahi bu bayan çokbilmiş ile birlikte olmam!' deyince Talya gözleri parlayarak Ted'e dönüp 'Hey hey hey ! Her kim olursan ol benimle bu şekilde konuşamazsın.' diyerek cevap verdi. Damian bir şeyler söyleyecek gibi oldu ama Talya ona fırsat vermeden 'Ayrıca senin gibi biriyle birlikte olmaktansa ölürüm daha iyi!' dedi. Tam Ted bir şey söyleyecek gibi oldu ama Damian 'Bu kadar yeter! Ted eminim senin yapacak bir sürü işin vardır. Onları geciktirmeden gitmeye ne dersin?' Dedi. Ted'in cevabı çok gecikmedi 'İşte şimdi doğru bir laf söyledin.' ve Talya'ya gözlerini devirerek bakarak umarım bir kez daha görüşmeyiz!' dedikten sonra Damian ve Talya'nın yanından hışımla ayrıldı. Başbaşa kalan Damian ve Talya'nın arasındaki kısa sessizliği önce Damian bozdu ve 'Biraz tatsız bir tanışma oldu ama ben Damian. Hemen arkamda gördüğün dairede oturuyorum. ve sen ??' dedi ve Talya'nın gözlerine yüzüne güzel bir gülümse yerleştirip merak dolu bakışlarla çocuksu bir bakış attı. Aslında Talya'ya bakar bakmaz onun buraya ait olmadığını anlamıştı ama o kadar güzeldi ki onu sadece Ted'in diğer eğlencelerinden biri sandığı için kendi kendine hayıflanmıştı. Talya'nın cevabı çok gecikmedi. 'Ben de Talya. Eğer önümüzdeki günlerde taşınmayı düşünmüyorsan artık yeni komşunum.' dedi ve kocaman gülümsedi. Kısa ve kesik bir kahkaha atan Damian 'Ah ! Endişen boş yere Talya. Beni buralarda daha çok üzün süre göreceksin!' dedi ve 'Bu arada provaya çok geç kaldım, artık gitmem gerekiyor. Biraz daha gecikirsem bizim çocukların dilinden asla kurtulamayacağım dedi ve  kapının önünde duran siyah tişörtü'nü üzerine geçirip gri, üzerinde mükemmel işlemeleri olan gitar kutusunu da sırtına geçirip 'Sonra görüşürüz!' dedi ve asansörü kullanmak yerine koşar adımlarla merdivenlerden atlayarak Talya'nın yanından ayrıldı. Talya tek bir kelime bile edemeden Damian'ın akasından baka kaldı. Henüz onu Ted'den kurtardığı için teşekkür etme fırsatı bile bulamamıştı. Arkasını dönüp hızlıca kapısını kapatan Talya 'Vauff! Ne gün ama! Daha ilk günden bunları yaşadığına göre bakalım beni Manhattan'da daha neler bekliyor?' diye içinden geçirdikten sonra hemen telefonunu bulmak için evin içinde gezmeye başladı. Biran önce Alexis'i aramalıydı. Nereye gitmişti? Nasıldı? Daha da önemlisi şimdi ona ihtiyacı var mıydı? Bu sorularının cevabını Alexis telefonunu açar açmaz alacaktı.

3 Ağustos 2013 Cumartesi

'Kurtarıcı'

bir kaç blok ötede olan Talya ile sabah talan ettikleri alış veriş merkezinin adresini tarif etmişti. Taksiciye parasını verdikten sonra koşar adımlarla alış veriş merkezine  gitmiş ve çikolata reyonunun önüne gelince birden durmuştu. Kurtarıcısı olabileceğini düşündüğü bu endorfin salgılayan sınırsız çeşitteki çikolataları eline geçirdiği sepete öyle büyük bir hızla atıyordu ki, insanlar ortaya çıkan sesin ne olduğuna bakmak için bir anlığına ona bakmak istiyorlardı. Mükemmel vücudunu daha fazla korumacı davranmayacaktı. Mutlu olması gerekiyordu. Ve bunu kendine yeni elbiseler alarak değil,  kaliteli çikolatalarla yapmak istediğine karar verdiğinde sepeti ağzına kadar dolmuştu. Hem yeni elbiseler alsa da artık o elbiselerin içinde kime güzel görünmeye çalışacaktı ki? Kasaya geldiğinde sepeti ters çevirip çantasından jet hızıyla kredi kartını çıkardı, kasiyere uzattı ve 'Çabuk ol!' dercesine kasiyere ölümcül bakışlar fırlattı. Elinden gelenin en iyisini yapan kasiyer 3 dakika olmadan bir sepet çikolatayı kasadan geçirmiş hatta çağırdığı iki arkadaşı onları paketlemişti bile. Dışarıya çıkarken ağlamamak için kendini zor tutan Alexis'in ardından kasiyer 'Sırf zengin oldukları için her şeyi yapabileceklerini sanıyorlar!' dedi hemen önündeki kasadaki arkadaşına.
     Çok geçmeden bir taksiyi durduran Alexis bu kez evinin yolunu ve hızlı olmasını söyledi. Eve geldiğinde artık ağlama krizine girmeye hazırdı. Elindeki torbaları odasına çıkarması için hizmetçiye vermeden kendisi taşıdı ve odasına girdi. Yatağının yanına torbalarını bıraktıktan sonra kendini aniden yatağının içine bıraktı. Anlayamıyordu. Kafasında bir sürü soru vardı. Nasıl en çok nefret ettiği insan aynı zamanda yanında en çok mutlu olduğu ve şu an ihtiyacı olan tek kişi olabilirdi ki ? Göz yaşları önce yanağını sonra da yastığını ıslatmaya başlamıştı. Onu düşündükçe ağlamasını engelleyemiyordu .Hıçkırmaya  başlamıştı. Kafasına yorganı geçirdikten sonra karnına çektiği  bacakların kollarıyla sarılıp uyumaya karar verdi. Kısa süreliğine de olsa her şeyi unutmak için, hissetmemek için, düşünmemek için uyumaya.
    O sırada Ted, Talya'ya dönüp 'Bunu neden yaptığı hakkında bir fikrin var mı? diye sordu. 'Bilmem. Belki de onu sandığından çok daha fazla incittiğin içip olabilir mi acaba?' diye cevap verdi Talya Ted'in sorusuna. Talya Alexis'i anlayamıyordu. Evet yakışıklı ve zengin olabilirdi ama karşısında duran bu kaba, düşüncesiz ve kendini beğenmiş adamın neyine aşık olmuştu ki? 'Bir daha buraya uğrayacak olursa beni arayabilir misiniz?' dedi Ted. Bu arada deyip elini cebine attı ve cüzdanından 100 dolarlık bir banknot ve kartvizitini Talya'ya uzattı. 'Tanrı aşkına! Tüm bu olanlardan sonra buraya gelirse seni arayacağımı nasıl düşünürsün?' diye çıkıştı Talya. ve 'Çıldırmış olmalısın!' diye ekledi. 'Hey! Sakin ol bayan. Biz zaten Alexis ile barışacağız sadece bunun daha hızlı olması için yardımınızı istemiştim.' diye kendisine cevap veren Ted'e Talya 'Ah! Üzgünüm ama bu dediğiniz asla mümkün olmayacak. Buraya ilk geldiğinde Alexis'in nasıl deliye döndüğünü ve üzüldüğünü gördüm. Bunun bir daha gerçekleşmemesi için elimden geleni ardıma koymayacağımdan emin olabilirsiniz Bay Crambel.' diye bağırdı Talya. Hem şaşırıp hem de sinirlenen Ted 'Bu kadar saçmalık yeter !  Kim olduğunu sanıyorsun sen? Karşında Ted Crambel var!' dedi Ted. Talya 'Sahi mi ? Ben şu an karşımda kendinden başka birini düşünmeyen bir züppeden başkasını göremiyorum!' dedi ve Tam Ted 'Ahh!' diye bağırıp Talya'ya vurmak üzere elini havaya kaldırmışken  'Bayanlara asla el kalkmaz. Bunu bilmiyor musunuz Bay Crambel?' deyip Ted'in elini yakalayan kişi...




21 Haziran 2013 Cuma

Şiddetli Karşılaşma

Talya gelen kimdi acaba diye düşünürken, Alexis'in kalbi hızla atmaya atmaya başladı. Talya'nın kapıyı açmasını beklemeden kapıya doğru koşarak  hızla Talya'nın önünden geçip kapıyı açtı. Gelen Ted Crambel'den başkası değildi. Ted kapıyı açanın kim olduğuna bile bakmadan konuşmaya başladı ve 'Bu saatte sizi rahatsız ettiğim için çok özür dilerim hanım efendi. Gelmeden önce uygun olup olmadığınızı öğrenmek için ev sahibinden numaranızı istedim fakat sebebini bile söylemeden bu isteğimi reddetti. Bir kaç eşyamı unutmuşum eğer uygunsanız almak için gelmiştim.' dedi. Cümlesini bitirdiğinde karşısındaki kadının nasıl biri olduğuna bakmak için kafasını telefonundan kaldırdığında Ted hayatının şokunu yaşamıştı.Gözleri ve ağzı şaşkınlıktan apaçık kalan Ted 'Alexis! Senin burada ne işin var?!' diye haykırdı. Alexis dondu ve hala daha ona nasıl bağırabildiğini düşünürken gözünden bir damla yaş aktı. Her zaman ki etkileyici ses tonu,umursamaz tavrı ve karşı konulmaz sandığı cürretkar davranışlarıyla ev sahibinden yeni kiracının bir kadın olduğunu öğrenip eşyalarını almaya yeni umutlarla gelmişti besbelli.  Alexis yavaşça arkasını döndü, hemen girişte asılı duran çantasını olduğu yerden alıp koluna astı. Telefonunu bulmak için krem rengi, kabarık, deri koltuklara hızlıca bir göz gezdirdi. Bıraktığı yerde duran telefonunu almak için uzanırken ne yapmaya çalıştığını anlamayan Talya ve Ted onu izliyorlardı. Telefonunu alıp hızlıca etrafında unuttuğu herhangi bir şey var mı diye bakındıktan sonra kapıya doğru yöneldi ve tek kelime etmeden Ted'in yüzüne yarı soğuk yarı iğrenir şekilde baktı. Ona bir şey söylemeye hazırlanan ağzı açık Ted'in yeni traş edilmiş, üzerinden losyon kokuları gelen, uzun ve üçgen bir çeneli yüzüne sert ve okkalı bir tokat patlattı ve yanından rüzgar gibi geçti. Hemen arkasından koşan Ted'in Alexis'e yetişmesi uzun sürmedi. 'Alexis, dur lütfen' dedi ama Alexis onu dinlemedi. Daha fazla dayanamayan Ted Alexis'i belinden tutup hışımla kendine çekti ve dudaklarına yapıştı. Ted'in kollarında adeta can çekişen Alexis onu itip 'Bırak Ted! Bu kez olmaz! Bu kez sondu! Artık beni geri kazanmak için başka şansın kalmadı. Anlıyor musun? Bitti!'. Ted kendini geriye çektiğinde gözlerine baktığı kızın artık farklı bir Alexis olduğunu anlamıştı. Her zaman bir mesaj ya da bir buket çiçekle kendini affettirdiği Alexis'e karşı kendinin en dayanılmaz silahı olan öpücüğünü kullanmış fakat bunun onda en ufak bir etki dahi etmediğini gördüğünde şaşkına dönmüştü. Bir hafta içinde Alexis'i bu kadar değiştiren şey ne olabilirdi ki ? Hem gözlerinde nefretle karışmış 'sevgiyi' gördüğünden de emindi. Ama bu kez bakışları farklıydı Alexis'in. Yediği haltı düzeltmek için anlaşılan bir öpücükten fazlası gerekecekti. Hızla düşünürken aynı zamanda konuşmaya çalışan ipek takım elbiseli ve yeni tıraş edilmiş saçlarıyla Ted Crambel'in ağzından her zaman gevelediği yalanlardan başka yeni ve inandırıcı bir şey çıkmadı. Alexis 'Lütfen artık arama Ted. İkimiz içinde en doğrusu bu olacak.' dedi ve asansörün gelmesini beklememek ve Ted'in yüzünü daha fazla görmemek için 'Elveda.'deyip arkasını dönüp hemen merdivenlerden inerek orada uzaklaşmaya çalıştı ve bu kez Ted'in onu durdurmaması için içinden defalarca 'Lütfen peşimden gelme. Tanrım lütfen peşimden gelmesin!' diye dua etti. Çünkü biliyordu ki bir kez daha gözlerine bakacak olsa oracıkta ölmeye bile razı olabilirdi. Ama ona geri dönmek belkide milyonlarca kez ölmekten beterdi. O yüzden kararını vermişti Alexis. Bir daha ne Ted Crambel ne de her hangi bir zaafı olacaktı. Oldukları yerden çıkarken kafası dik, fakat gözleri yaş doluydu. Arkasından gelmişse eğer kafasının dik olmasını görmesini isteyeceği Ted'in gözyaşlarını gözmemesi için elinin tersiyle gözyaşlarını temizlerken diğer eliyle bir taxiyi durdurmuştu bile. taksiye binerken tek istediği bir an önce oradan gitmekti. Nereye olursa. Bu yüzden gidecekleri adresi soran taksiciye evinin adresini yerine...

5 Mayıs 2013 Pazar

Baskın Basanındır

Tak tak tak tak ! Talya yatağın içinde alarmı çalan telefonunu aradı ama bulamadı. Telefonu bulmak için kendine gelmeye başladığında onu uyandıran sesin telefondan değil kapıyı kıracakmışcasına yumruklayan birinden geldiğini fark etti. Afalladı! Kimdi bu ? Ondan ne istiyordu? Şimdi ne yapacaktı? Beyni donup kalmıştı. Kapıya doğru hızlıca yürüyüp delikten bakmayı akıl edebildiğinde kapıda sinirden gözü dönmüş bir kız vardı. Gözü korkmuştu korkmasına ama kızın üstünde de öyle herkesin kolayca alabileceği cinsten kıyafetler yoktu. Yani kızın zengin olduğu belliydi. Belli ki kızın canı yanmıştı. Derdini öğrenmek için kapıyı açtığında kız hemen eve daldı ve 'Nerede o?' diye bağırdı. Talya'nın cevap vermesini beklemeden  'Nereye saklandı ?'  Talya kızın kimden bahsettiğini anlamaya çalışırken kız evin tüm odalarına dolaplara, masa altlarına tek tek bakmıştı. Sonunda aradığını bulamayınca Talya'ya dönüp. 'Ed nerede? Beni şimdi de seninle mi aldatıyor?' diye bağırdı. Talya da ona gayet sakin bir şekilde 'Üzgünüm ama ben Ted adında birini tanımıyorum, buraya yeni taşındım ve aradığınız kişi burada değil.' dedi. Kız önce inanmadı fakat evin yarısının boş olduğunu fark edince durumun gerçekliği karşında şoke olmuş bir biçimde bir anda yere çöküp ağlamaya başladı. Neye uğradığını şaşıran Talya hem endişeli hem de meraklı bir şekilde kıza 'Lütfen ağlama. Ted her kimse bunun için değmez. Gel böyle koltuğa otur ve sakinleş.' dedi. Kız Talya'nın bu sıcaklığına da şaşırarak biraz şaşkın biraz yorgun, fazlasıyla mutsuz ve bezgin bir şekilde Talya ile beraber koltuğa oturdu. 'Beni terk etti! İnanabiliyor musun? Beni hem aldattı hem de terk etti! ' diyebildi kız ve soluksuz bir şekilde ağlamaya başladı. Kızın bu üzgün ve çaresiz halinin karşısında hiç tanımadığı biri olmasına rağmen Talya kızda kendinde de olan tanıdık bir şey buldu. Aşk acısı. Bu yüzden henüz ismini bile bilmediği bu kıza bir anda samimiyet duymaya başladı. Kız bir sürü peçete harcayıp dakikalarca ağladıktan sonra nihayet konuşmak için ağlamayı bıraktı. Kız 'Çok ama çok üzgünüm. Amacım seni rahatsız etmek değildi. Ben Alexis. Sen taşınmadan önce burası erkek arkadaşımın eviydi. Yani eski erkek arkadaşımın. Aslında suçluyum ve bunu biliyorum. Beni defalarca aldatmasına rağmen, bütün o büyük kavgalarımıza rağmen onu hep ama hep affettim.' dedi. Talya 'Sevdiğin insanı kaybetmemek için savaşmak nedir iyi bilirim.' dedi. Kız 'Özür dilerim. Ne kadar da kabayım. İsmini sormayı unuttum.' dedi.  'Adım Talya. Bildiğin gibi buraya yeni taşındım. Manhattan'a üniversite için geldim.' dedi gülümseyerek Talya ve ekledi 'Daha fazla üzülme artık. Ne yaşandıysa yaşandı. Halen daha onu sevdiğini biliyorum ve unutmak zaman alacaktır. O yüzden sana onu hemen sil at diyemem. Desem bile silemezsin ki ! Ama şu kadarını diyebilirim seni aldattığına göre sana değer vermeyen birisiymiş. O yüzden artık ağlamayı bırak ve güçlü olmaya çalış.' Elinin tersi ile gözlerinden akan yaşları silen Alexis, ıslanan ellerini kurutmak için üzerine sildi ve sağ elini Talya'ya uzattı. 'Tanışma hikayemiz biraz tuhaf oldu ama ben, tanıştığımıza memnun oldum Talya.' dedi gözleri kıp kırmızı, yüzü şiş ve samimi bir şekilde gülümseyerek. 'Ben de memnun oldum.' dedi kocaman bir gülümsemeyle Talya. Hemen ardından 'Çay içer misin?' diye sordu. Ne de olsa misafirine bir çay bile ikram etmeden göndermek ayıp olurdu. Burnu tıkalı bir şekilde 'Bu harika olur.' diye cevap verdi Alexis. Oturduğu yerden hemen kalkan Talya mutfakta hiç bir şey olmadığını hatırlayıp Alexis'e döndü ve dedi ki 'Peki benimle mutfak alışverişi yapmaya ne dersin ?'. 'Bana uyar! Hem kafa dağıtmış olurum.' deyip gülümsedi Alexis. Bir kaç dakika sonra Talya kendini yaklaşık olarak bir saat önce tanıştığı, moda dergilerinden fırlamış gibi giyinen bir fıstıkla, mutfak alışverişi yapmak üzere sokakta dolanırken buldu. Bir Alexis'e bir de kendine ve bu evden ne kadar kısa sürede çıktığına pişman olmasına yetti. 'En azından makyaj yapabilirdin Talya!' diye dövündü. Sonra güneş gözlüklerini takıp 'Neyse ki tanıdık kimse yok.' deyip market aramaya devam etti. Alexis'in yardımıyla en yakın süper markete ulaştılar. İçeriye  girdiklerinde önce sepete büyük bir çay paketi atan Talya daha sonra çay reyonunun hemen yanında duran kahve reyonundan da en büyüğünden bir kavanoz Nescafe aldı. Daha sonra sebze ve meyve reyonundan kendine yetecek kadar sebze ve meyve aldıktan sonra temizlik malzemelerinin olduğu reyona geldi ve orasını olduğu gibi boşalttı. Aldıklarını ödeyip eve döndüklerinde Alexis 'Beni hammal olarak kullanacağını bilsem yemin ederim sabah sabah o kapıya asla dokunmazdım Talya.' dedi şakacı bir dil ile. Talya kahkahayla cevap verdiği Alexis'e 'Çayına kaç şeker alırsın?' diye sordu. Alexis ise Talya'yı 'Tatlım,ben şeker kullanmıyorum.' şeklinde cevapladı. 'Tahmin etmeliydim. Şu vücuduna bir baksana. Manken gibisin!' dedi Talya. 'Aslına bakarsan kısa bir dönem ünlü bir markanın fotoğraf çekimlerine katılmıştım. Sonrasında üniverstenin öncelikli geldiğine karar verdim. Ama okul biter bitmez çekimlere devam etmeyi planlıyorum.'  dedi Alexis. Bu sohbet süresinde Talya küçük bir kahvaltı sofrası hazırlamıştı bile. Kahvaltı süresinde Talya, Alexisin kendini tanımasına izin verdi ve Alexis'i daha iyi tanımaya çalıştı. O da onun gibi varlıklı bir aileden geliyordu. Fakat Alexis hayatı boyunca dadılar tarafından büyütülüp, özel okullarda okutulan, üniversite hayatı sona erinde ise holding başına geçecek anlayacağınız gerçek hayatta pek rastlanmayan türden bir kızdı. Talya dayanamayıp sordu. 'Bu kadar zenginliğin içinde, ve de bu kadar kolay bir başkasını bulabilecekken neden sana değer vermeyen biriyle hayatına devam ettin?' Alexis hiç tereddüt etmeden 'Aşk bu Talya. İnsanın elinde mi ki?' dedi. Talya ise 'Ah ! Bilmez miyim?' diye cevap verdi. Bu tatlı sohbetle yapılan kahvaltı sonunda 'Eee, şimdi ne yapıyoruz?' deyip bir anda kendini Talya'nın planlarına dahil etmişti Alexis. Fakat Talya bundan hiç de şikayetçi olmamıştı. Şayet planlarında birine ihtiyacı olacaktı. Tek kelimeyle 'Temizlik!' diye bağırdı Talya. Düzen manyağı Talya az bile dayanmıştı. 'Ben daha önce hiç temizlik yapmadım ki.' diyen Alexis'e 'Demek ki öğrenmenin zamanı gelmiş!' deyip göz kırptı Talya. 'Temizlik reyonunda gözlerinden çıkan ışıktan anlamalıydım.' dedi Alexis ve Talyanın uzattığı bandana ve toz bezi ile 'İstersen salondaki eşyaların tozlarını almakla başla.' diyen Talya'nın halen daha şaka yapmasını diledi. Biraz bekledikten sonra Talya'nın ciddi olduğunu anladı ve oturma odasındaki masanın üzerini silmeye çabalarken, 'Bilseydim evdeki hizmetçilerden üniformalarını ödünç alırdım.' dedi  ve Biraz sonra 'Görev tamamlandı!'  demek için yan odaya girdiğinde eşofmanlarını çekmiş ve bandanasını takmış yerleri çitileyen Talya'yayla karşılaşıp 'Bu sen olamazsın.' deyip kahkahayı bastı. Hemen cebinden iphone 5'ini çıkarıp 'Bu anı ölümsüzleştirmeliyiz! ' dedi. Talya ise 'Hey ! Eğer o resim beğeni alacaksa içinde sen de olmalısın tatlım.' dedi. İki kız kendini kaybetmiş bir şekilde tıpkı bir kostüm partisindeymiş gibi defalarca kendi kendilerinin fotoğrafını çekerken birden bire kapı çaldı. Gelen ...




25 Nisan 2013 Perşembe

Olmasa Ön yargılar Daha Mutlu Yaşanır Hayatlar

Adamın içinde bulunduğu durumu anlaması için yaklaşık yirmi saniye geçti. Talya adamın herhangi bir tepki vermesini beklerken adam kendinden beklenilmeyecek bir davranış göstererek ondan özür diledi ve ona 'Sorun nedir küçük hanım ?' diye sordu.Talya hayatının şokunu yaşamıştı denebilirdi. Adamın  ona bağırıp çağırmasını beklerken o sinirli, kibirli adam gitmiş, yerine sevecen bir adam gelmişti. Adamın bu tavrına anlam vermeye çalışmaya devam ederken 'Pardon beyefendi, yerime oturmuşsunuz ve bu kadar yolcu ayakta sizin telefon  konuşmanızı bitirip bu yanlışlığı düzeltmenizi bekliyor.' dedi. Adam ayağa kalkarak, herkesin duyabileceği yüksek bir ses tonuyla 'Herkesten sebep olduğum bu karışıklıktan ve sizleri beklettiğimden dolayı özür diliyorum. Lütfen samimiyetimin belirtisi olarak hostesler tarafından ikram edilecek şampanyadan alıp mutluluğuma ortak olun.' dedi ve 'Merak etmeyin şampanyalar benden.' diye ekledi. Az önce geciktikleri için söylenen insanlar adamın ikramı olan şampanyayı içecek olmanın vereceği hazzı hayal ederek bir anda melek kesilmişlerdi. Adam Talya'nın yerinden kalkarak hemen yanındaki koltuğa oturmuştu. Az önce neredeyse sinirli bir kalabalığın düşündüklerini dile getirebildiği için kahraman edilecekken, şimdi sadece küçük yaygaracı bir kız çocuğu durumuna düşmüştü. Üstelik halen daha adamın yanında oturup ona tek bir kelime edememekte onu çılgına döndürüyordu. İnsanlar pahalı olan bedava şeylere ne kadar da meraklıydı ! Aslında Talya'nın bu sinirinin esas sebebi onun insanların bu tavrının değiştiremeyeceğini bilmesiydi. Adam onlara zenginliğinden bir parça sunup, onların saygısını kazanmayı başarmıştı ve Talya'nın elinden ellerini bağlayıp somurtmaktan başka bir şey gelmiyordu. Bu da yetmezmiş gibi hostes ona ne içeceğini bile sormadan önüne şampanya koymuş ve bu da bardağı taşıran son damla olmuştu. Eline şampanya bardağını alarak hostese yüksek bir sesle 'Bakar mısınız? Ben şampanya değil kahve istiyorum lütfen!' dedi. Adam Talya'nın şampanyayı reddetme sebebini merak ederek 'İkramımı beğenmediniz mi yoksa?' diye sordu. Talya 'Hayır beyefendi. Beğenmedim değil, tercih etmedim.' Talya her şeyi ve herkesi satın alabileceğini düşünen insanlara katlanamıyordu. Evet onun ailesi de varlıklıydı fakat hiç bir zaman ne o ne de ailesi varlıklı olduklarını  insanların yüzlerine bu şekilde vurmamıştı. Yani bir diğer deyişle gösteri yapmamışlardı. Kimse üzerinde  kendilerine saygı duyulması için parasal açıdan baskı kurmamışlardı. Çünkü o ve ailesi insan ilişkilerini paraya dayanmayan bir bağ ile bağlandıklarını biliyorlardı. Bu nedenle Talya adama karşı içgüdüsel olarak soğuk bir tavır takınmıştı. Adam kimsenin ona soğuk davranmasını istemediğinden Talya'yı diğer insanları etkilediği gibi etkilemeyeceğini anlayınca ona gerçek yüzünü göstermeye karar verdi. Ona 'Merhaba. Tatsız bir tanışma yaşadık. Ben ünlü iş adamı Tankut Fikret Demirağ Uçağa girerken acele davrandığım ve fark etmeden sizin yerinize oturduğum için özür dilerim küçük hanım. Umarım özrümü kabul edersiniz.' dedi. Talya bu içten gelen özürle birlikte adamın aslında kötü niyetli bir insan olmadığını sadece gösterişi seven biri olduğunu anladı. Uçuş saatleri içerisinde Tankut beyin sohbetininde iyi olduğunu anlamıştı. Adam işinde iyi iş kolik denilebilecek bir iş adamıydı. Bu nedenle oğlunun tıp fakültesine kabul gördüğünü toplantıdan sonra öğrenmiş ve bir ihaleye katılmak zorunda kaldığı için oğlunu ve karısını okula yazdırmak için gidecekleri yere önceden yollamıştı ve şimdi o da arkalarından gidiyordu. Zaten gideceği yerde bir ihalesi vardı ve oraya önceden yolladığı adamlardan birinden ihaleyi onsuz başlatmak zorunda kalmalarına rağmen kazandıklarını öğrenmişti. Adam yetişemediği ihaleyi kazandıklarını öğrendiğinde ise mutluluktan deliye dönmüştü. Talya tüm bunları öğrendiğinde adama haksız yere soğuk davrandığını düşündü. Bu sohbet süresi içerisinde uçak 2 kere kalkış ve 2 kere iniş yapmıştı. İkinci inişlerine geldiklerinde uçak Manhattan Havalimanı'na inmişti bile. 2 kere pasaport kontrolünden geçtikten sonra adam Talya'ya ne zaman isterse araması için kartını verdi. Talya bir kez daha ön yargının ne kadar kötü bir şey olduğunu düşündü. Sahi Manhattan'a Ön yargıyı İstanbul'da bırakıp gelmemiş miydi? Ne kadar yorgun olduğunu fark edip bir taksi aradı. Gözüne ilk kestirdiği taksiciye üzerinde adresin yazılı olduğu kağıdı uzattı. Uçaktaki uzun sohbetten sonra hem boğazı ağrımış hem de yorulmuştu.'Mükemmel' ingilizcesini yarın sabaha saklayacaktı. Takside giderken kulaklığını taktı ve 'Pink - Just Give Me A Reason' şarkısını buldu. Taksi durduğunda şarkıyı da en az beş-altı kere dinlediğini fark etti. Taksiciye parasını uzattı. Valizlerini eline aldı. Yorgun olmasına yorgundu ama bu valizlerin taşınması gerekiyordu. En azından koridorun başındaki asansöre kadar. Gözlerini hızlıca kapatıp açtı ve bir anda ne kadar güçlü olduğunu fark etti. Aynı anda iki valizin birden kolunu uzattı ve havalı bir şekilde kalacağı apartman dairesine doğru emin adımlarla yürümeye başladı. Ta ki iki valizin kapıdan sığmayacağını fark edene dek ! Kapıya çarpan valizlerle bir anda geriledi, etrafına baktı ve kimsenin görmemesi için dua etti. Asansöre bindiğinde ise dayanamayıp kendi kendine güldü. Evinin olduğu kata geldiğinde ise anahtarını önceden yerleştirdiği küçük bölmede hızlıca buldu. Evini açtı. Onu alışık olmadığı bir koku karşıladı. Karanlıktı. Işığı açtı. Her yer toz içindeydi. Açlıktan ölmeden buzluğa koştu fakat buzlukta da onu memnun edecek pek bir şey bulamadı. Bozuk bir süt ve küflü bir kaç peynir ancak fareleri mutlu edebilirdi ki şükürler olsun henüz bir fareyle karşılaşmamıştı. Nitekim öyle bir durum olacak olsa kesinlikle tüm apartman Talya'nın sesinden ayağa kalkardı. Sonra babası ile ilk geldiklerinde geç saate kadar açık olan bir pizzacının numarasını telefonuna kaydettiğini hatırladı ve hemen içinde zeytin olmayan karışık bir pizza siparişi verdi. Bu arada anne ve babasına da attığı 'Vardım. Eve gidince sizi ararım.' mesajı aklına geldi ve yaklaşık beş dakikalık bir telefon konuşması sonunda sipariş ettiği pizzası geldi ve artık ise ondan mutlusu yoktu. Pizzasını Survivor'a katılıp üç hafta ödül kazanamamış bir oyuncu iştahı ile yeyip bitirdikten sonra ağzını silip valizinin üst tarafına koyduğu eşofman altını altına geçirerek kendini yatağa attı. Başı yastıkla buluşur buluşmaz göz kapaklarının ağırlıyla hemencecik uykuya daldı. Biliyordu yarın uzun bir gün olacaktı...





18 Nisan 2013 Perşembe

Elin Sahibi Aslında

Elin sahibi herhangi biri olabilirdi. Çıkardığı gürültüden rahatsız olan bir turist, düşürdüğü pasaportunu geri vermek üzere olan bir güvenlik görevlisi ya da sadece geçmişten tanıdığı bir dost. Fakat arkasını dönmek için geçireceği o kısacık iki saniye, onun tahmin edebilme ihtimalini ortadan kaldırıyordu. O an sadece onu o halde görmesinden utanç duymayacak birinin elini omuzlarında hissetmek istediğini düşündü. Temiz kalpliydi. İstediği olmuştu. Ona seslenmek için omzuna dokunan kişi çocukluk arkadaşı olan Elvan'dan başkası değildi. İsmi gibiydi Elvan, rengarenk bir kişiliğe sahipti. O 'Süpriiiiiiiiiiiiiiiiiiz !' diye bağırırken, Talya o an ihtiyacı olan tüm manevi desteği enerji deposu, sevimlilik abidesi ve bitmeyen mutluluk kaynağı olan Elvan'da bulacağına adı gibi emindi. Bu yüzden o an hissettikleri yanında sevinmek kelimesinin Türkçe'deki karşılığı yetersiz kalırdı.Tıpkı bir çocuk gibi yanağından süzülen gözyaşlarını ellerinin tersiyle sildi ve hemencecik toparlandı. 'Eee anlat bakalım. Nereye gidiyorsun?' diye sordu Elvan. Bir süreliğine de olsa yalnızlığından kurtulduğu için sevinen Talya 'Manhattan'a tatlım.' demekle yetindi. Aslında uzun zamandır görmediği bu arkadaşına neler neler anlatmak istiyordu. Öncelikle heyecanlıydı. Bir şeyler başarabilme çabasıyla kocaman bir şehirde tek başına neler yapabileceğini çok merak ediyordu. Hemen 'Tek başına mı ?' diye soran Elvan'a 'Evet. Tek başıma.' diye sırtını biraz daha dikleştirerek cevap verdi. Bu sefer ne istediğini biliyordu ve yol boyunca bir kez daha ağlamayacağına dair kendine söz verdi. Talya ve Elvan o öğlen tam 2 şer bardak filtre kahveyi kocaman çikolatalı muffinlerle mideye indirdiler ve bunları yaparken de neredeyse hakkında konuşulmadık ne konu ne de insan bıraktılar. Biraz önce mutsuzluktan ağlayan Talya gitmiş, yerine kahkaha atmaktan gözleri yaşaran bir Talya gelmişti. Fakat her mutluluk gibi bu tatlı sohbetin de sonu gelmişti ve bu sonu Elvan'ın uçuş anonsu getirmişti. 'Zamanın nasıl geçtiğine hala daha inanamıyorum.' dedi Elvan ve sıkıca birbirlerine sarıldılar. 'Bir daha arayı bu kadar açmak yok!' dedi Talya ve sonra arkadaşına iyi uçuşlar diledikten sonra geriye kalan son dakikalarını Duty Free'de geçirmek üzere laptopunu ve çantasını topladı. Biraz yürüdükten sonra önceden almaya karar verdiği parfümü bulmak için parfüm reyonuna yöneldi ve eliyle koymuş gibi Ralph Lauren'i buldu. Helen testeri eline aldı, bileğine sıktı ve biraz bekleyip bileğini tütlendi. Hala hatırladığı gibiydi. İçindeki mutluluk duygusunu uyandıran çiçek kokuları onu lise sonun bahar aylarına götürdü. Bir an durdu ve şimdi yeni bir geleceğe başlayacağı bu başlangıç noktasında liseyi düşünmeyi şimdilik erteleyebileceğine kanaat getirdi. Kasaya gitmeden uçakta atıştırmak üzere çantasına ufak bir paket sarı M&M's almak için çikolata reyonuna yöneldi. Durdu. O an gözlerinde parlayan ışığı göremeyecek insanın kör olması gerekirdi. Tıpkı bir çocuk gibi sevindi. O kadar çikolatayı kim görse sevinirdi canım, ona göre abartacak bir şey değildi ki her çikolata gördüğünde verdiği tepki. Hepsine tek tek bakmak istedi ama uçağın kalkış anonsuyla aceleyle 1 küçük bir de büyük sarı  paket M&M's aldıktan sonra koşarak uçuş salonuna gitti. Helen kontrolden geçti ve uçağa bineceği kapıdan uçağa doğru kendinden emin adımlarla yürümeye başladı. Tam o sırada arkasından gelen adamın ona çarpmasıyla tüm eşyalarını yere düşürmesi bir oldu. Tüm havasının söndüren bu adama tam bağırıp çağıracak iken adam kuru bir 'Pardon!' ile tekrardan uçağa koşmaya devam etti. Normalde esip kükremesi gereken Talya adamın yüzüne bakıp gülümseyerek sadece 'Önemli değil.' demekle yetindi. Tabi bu sadece dış sesiydi. İçinden çoktan 'İnsanlar nasıl olur da bu kadar kaba olabiliyor! Bu kadar da kaba olunmaz ki! Bari eşyalarımı toplamaya yardım etseydin! Terbiyesiz !' demişti bile. Ama artık hiç sorun çıkarmayan kibar bir yetişkin olacağına kendine söz vermişti ve sırf böyle 'dengesiz' bir adam yüzünden kararından dönmeyecekti. Eşyalarıyla birlikte saçlarını da toplayan Talya uçağa bindi ve elindeki bilete bakıp oturacağı yeri aramaya başladı ve bu çok da uzun sürmedi. Fakat yerini bulduğu  an gözlerine inanamadı. O adam ! Ona çarpan adam! Tam olarak onun oturması gereken yerde oturuyor, hatta sinirli sinirli telefonda birilerine bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Uyarması için adamın susmasını beklemek yerine akıllıca bir karar verip arkadaki yolcuların geçişini kapatmamak için adamın yanına oturmaya karar verdi. Fakat bu kez de Talya'nın oturacağı yerin sahibi gelmişti. İşler daha kötü gidemezdi. Adamın o sinirli halini gördükten sonra onu uyaracak kişinin o olmak istemediğine tam anlamıyla emindi. Tam adama dönüp 'Pardon, yerime oturmuşsunuz' diyecekken adam konuşmasını bitirip hosteslerden birine döndü ve 'Bu kadar insan uçağın kalması için neyi bekliyoruz? ' dedi. Daha fazla dayanamayan Talya adama 'Sizi beyefendi! Sizi!' dedi. Nitekim bu sözleri dedikten beş dakika sonra hiç söylememeyi dileyecekti...

20 Mart 2013 Çarşamba

Ve Başlıyoruz !

Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadan araba İstanbul Atatürk Hava Limanı' nın önünde durdu. Kaç şarkı, o fark etmeden bitmişti acaba? Düşüncelere dalarken arka plandaki müziğin kendinde sadece fon müziği etkisi yarattığını düşündü. Babasının valizleri arabanın bagajından çıkarması ile annesinin 'Ne bakınıyorsun kızım?Yardım etsene.' demesi bir oldu. Heyecanlıydı ve her yeri hatırlamak istiyordu. Bakınması bu yüzdendi. Sonra kendi kendine 'Temelli gitmiyorsun ya kızım! Hem altı üstü defalarca geldiğin hava limanı, hatırlayıp ta ne yapacaksın?' diyerek omuz silkti ve annesinin yanına koştu. Topuklu ayakkabılarının çıkardığı ritmik seslerle beraber bir yandan da valizini çekiştirerek, önüne geçilemeyecek havasından ödün vermeyerek içeriye doğru yürümeye başladı. Ailesine defalarca onu geçirmelerine gerek olmadığını söylese de her anne baba gibi, Nehir Hanım ve  Selim Bey de kızlarından son ana kadar ayrılmak istemediler. Annesine kalsa onu elleriyle Manhattan'a kadar bırakır, uyumasını bekler, üstünü örter ve sabah güzel bir kahvaltı hazırlayıp öyle dönerdi İstanbul'a. Fakat Talya anne ve babasının onunla birlikte Manhattan'a gelmesini özellikle istememişti. Çünkü eğer gelselerdi yolun en başında karar verdiği kendi ayakları üstünde durmayı ihlal edecekti. Peki neydi ona göre kendi ayakları üstünde durmak? Düşündü. Hep kendi ayakları üstünde durmak istediğini söyleyip duruyordu. Bunu yaparken de hile yapmamak için ne annesinin ne de babasının yanında olmaması özellikle istiyordu. Gerçi bu kuralı Manhattan'a ailecek 2. kez gittiklerinde yıkmıştı. Önce okuyacağı Üniversite olan New York Üniversitesi'ne kayıt olmuş, sonra da kalacağı evi ayarlamıştı. Tabi bunları yaparken her zaman olduğu gibi annesi ve babası yanındaydı. Her ikisininde ileri derecede İngilizce bilmeleri gittikleri yerlerde anlaşma sıkıntısı doğurmadığı gibi, babasının'da aynı üniversiteden doktora yapmış olması işlerini baya bir kolaylaştırmıştı. Talya' nın da İngilizcesi kötü değildi hatta bu güne kadar girdiği hiç bir yabancı dil sınavından düşük not almamıştı. Fakat anne ve babasının yurt dışında gördükleri eğitim ile sahip oldukları aksanlar onda yoktu. Bu nedenle gittikleri her yerde soru sorulmadıkça susuyordu. Sahi İstanbul'da ki Talya' ya ne olmuştu? Hani o hiç susmayan, kahkahası dudağından hiç ayırmadığı dudak parlatıcısı gibi dudaklarına yapışan Talya'ya ? O hiç bir zaman öz güven sorunu yaşamamıştı. Bundan sonra da ailesi yanında olmazsa konuşmaya mecbur kalacağından öz güven sorununu da aşmış olacağına inanıyordu. Valizini teslim etmeden önce anne ve babasına baktı. 'Sanırım artık burada ayrılmamız gerekiyor.' deyip gülümsedi. Bu güne kadar ağlamasına pek az şahit olduğu annesinin adeta kilit noktasından alınan taşla beraber dağılan jenga kulesi gibi üzerine dağılmasını şaşırarak izledi. Annesi zaten küçüklüğünden beri 'hem mecaz hem de gerçek anlamda' mermer gibiydi. Öncelikle doğaldı. Bembeyaz bir cildi vardı.Çok fazla makyaj yapmayı tercih etmezdi fakat buna karşın çok güzeldi. Zaten Talya da annesinden çekmişti. Ten rengini, yüzünün kibarlığını,burnunun hokkalığını ve gülümserken yanağının kenarında beliren gamzeleri annesinden almıştı. Fakat hiç bir zaman annesi gibi hanım hanımcık, insanlara karşı BİRAZ mesafeli ve simetri hastalığı olan bir kadına dönüşmeyeceğinden adı gibi emindi. Annesi kucağında ağlarken kollarında kaybolduğu annesine iyice sarıldı ve ağlamamak için kendini tuttu. Çünkü gözünden bir damla bile aksa oracıkta dağılacağını çok iyi biliyordu. O an ağlamadı ve kendince kendini, anne ve babasına büyümüş olduğuna ispat etti. Annesine sarılırken arkasını dönen babasının gözlerini ovuşturup tutamadığı göz yaşlarını sildiğini çok iyi biliyordu. Bu ayrılığın bu kadar ağlamaklı geçeceğini tahmin etmişti ama kendisinin de bu kadar üzülebileceğini hiç düşünmemişti. Aslında düşünmek istememişti. On beş dakika daha süren tembih ve vedalaşmadan sonra avucunun içini öperek gönderdiği öpücük eşliğinde ailesinin hava limanından ayrılışını izledi. Kapıdan çıktıklarını gördüğü anda arkasını döndü ve tüm soğuk kanlılığı ve havasıyla valizini teslim edeceği yere doğru yürümeye başladı. O an kulağına gelen tüm o kalabalık insan sesleriyle karışık anons seslerini yok sayıp sadece topuklu ayakkabısının çıkardığı ritme odaklandı. Valizini teslim ettikten hemen sonra, Starbucks' a oturup kendine bir sıcak çikolata aldı. Nasılsa uçağın kalmasına daha çok vardı. Vaktin nasıl geçtiğini anlamayacağından emindi. Ne de olsa çantasında zamanı ileri çekmeye yardımcı olan sihirli aleti yani Apple marka olan ipad'i vardı. Sıcak çikolatasından bir yudum alıp çantasından ipad' ini çıkardı. Açtıktan hemen sonra da kulaklığını çıkararak en sevdiği şarkılara bakarak Lana Del Rey'den Hit & Run şarkısına tıkladı. Şarkının bitmesine saniyeler kala, kendine Duty Free'den alacağı bitmek üzere olan Burberry parfümünü unutmaması gerektiği hatırlattı.Tam o sırada karışık olan playlistinde çalan sıradaki şarkı aniden donup kalmasına sebep oldu. Bu şarkıyı neredeyse aylardır dinlememişti. Çalan şarkı Duman-Yalnızlık Paylaşılmaz' dı. İki saattir kendini zorla tutup göz yaşlarının akmasını, kafasını dağıtmakla sadece ertelemişti. Duman sadece  tetikleyicisi olmuştu. Hava Limanında Starbucks'ın ortasında ona istemediği anıları hatırlatan şarkıyı dinleyerek beraber hünküre hünküre ağlamaya başlamıştı. Ne tesadüftü ki sevmediği anılarını bu şarkıyla anıyordu. Büyük ihtimalle daha sonra bu anını da hatırlamak istemeyecekti. Şarkının sonlarına doğru kendine geldi ve daha fazla insanların meraklı bakışlarına maruz kalmamak için bulmayı ümit ettiği peçeteyi o kocaman
çantasının içerisinde aramaya koyuldu. Tam bulduğu peçeteye sümkürürken o sırada omzuna değen eli fark etmesiyle beraber, peçetesiyle burnunu kapatıp arkasını dönmesi bir oldu.


9 Mart 2013 Cumartesi

İki Aşk Arası Biri Sonu Biri Başlangıcı

Günlerden cumartesiydi fakat onun cuma zannedip okul var sanıp alarmdan önce uyandığı bir gündü. Her zamanki gibi yatağının içinde bir yerlerde saklı duran telefonunu bulup uçuşa son kaç gün kaldığına bakarken fark etti ki bugün aslında cumartesiydi. Bugün aslında UÇUŞ GÜNÜYDÜ ! Hemen bütün enerjisiyle kalktı ve perdeleri sonuna kadar açıp güneşin tüm tazeliği ve sıcaklığını odasına yaymasına izin verdi. Koşar adımlarla lavaboya gidip elini yüzünü yıkayıp zaten olan enerjisine bin katarak dişlerini fırçalamaya başladı ve unuttuğu şeyin ne olduğunu düşündüğünde ortamda müziğin eksik olduğunu anladı. Ağzında beyaz köpükler ve diş fırçasıyla telefonunu buldu ve en sevdiği şarkılardan biri olan 'B.o.B- Nothin' on You' şarkısını sonuna kadar açtı. Artık tamamen uyanmıştı. Derken düşünmeye başladı. Bu kadar heyecanlı ve enerjik olduğu bir günü nasıl cuma zannedebilmişti ki ? Lavaboya geri dönmeden gözü yatağın yanındaki komodinin üzerin duran bir bardak suyun solundaki b 12 vitamini haplarına takılmıştı. Birden ağzından köpükler sıçratarak 'Olamaz !' diye hayıflandı. Yine vitaminlerini içmeyi unutmuştu ve bu onda hafıza eksikliğine sebep oluyordu. Annesinin söylenmemesi ve bütün tembih listesini tekrarlamaması için, hemen dişlerini fırçaladı ve sonrada tüm haplarını tek seferde mideye indirdi. Suyun yeni fırçalanmış ağızda bıraktığı tada bayılıyordu. Gülümsedi. Sonra  pembe krem tonlarından oluşan rahat ve onun her zaman biricik sığınağı olmuş yatağına baktı ve hemen toplaması gerektiğini düşündü ve bir çırpıda yatağını jilet gibi topladı. Evet annesinin bir sürü tembihi ona hastalık gibi yapışmıştı ve bunlar çoğu zaman iyi  sonuçlar doğuruyordu. O yüzden o zamana kadar annesinin dediği şeyleri sorgulama gereği duymamış, sadece uygulamıştı. Ne de olsa annesiydi ve anneler her şeyin en doğrusunu bilirdi. Bunun dışında yatağını bir an önce toplama isteği sadece annesinin onu tembihlemesinden kaynaklanmıyordu. O da çoğu zaman dağınıklığa dayanamıyor hatta devamlı olarak kendini dağınık şeyleri toplarken buluyordu. Yatağını da  topladıktan sonra çabucak akşamdan hazırladığı kıyafetlerini giyinip, saçına şekil vermeye çalışırken aklından unuttuğu bir şey olup olmadığı geçirdi. Makyajını yapıp güneş gözlüğünü de taktıktan sonra aynaya baktı ve dedi ki 'Muhteşem !' Gördüğü şeyi beğenmesi onun için çok önemliydi. İnsanın kendini sevmeden başkasını sevemediğini babası ona ta küçüklüğünden öğretmişti. Annesininse tek endişesi ise kendisine olan sevgisinin kendi kendine göz değdirtebilecek kadar çok olmasıydı. Bunun yanında Küçüklüğünden beri neşeli bir kızdı. Mutsuz olması için bir sebebi bugüne kadar pek olmamıştı. Ailesinin geçim sıkıntısı olmamış, el bebek gül bebek yetiştirilmişti. Buna rağmen o hiç bir zaman şımarık bir çocuk olmamış, annesinin uzman psikolog ve babasının da doktora yapmış bir akademisyen olmasın ona sağladığı güzel hayat koşullarıyla bahçeli güzel bir evin içinde büyümüştü. Artık küçük kuşun yuvadan uçma vakti gelmişti. Onu hep istediği yere, yani Manhattan 'a götürecek uçağa sayılı saatler kalmış ve sonunda yanında birileri olmadan tek başına ayakları üstünde durmayı öğrenmesi için önünde hiç bir engel yoktu. Son bir kez odasına baktı. Odasını özleyeceğini biliyordu. Ama önünde yep yeni bir hayat vardı. Artık hiç bir özlem onu yolundan geri döndüremezdi. Arkasını döndü, derin bir nefes aldı ve aşağı kattan seslenen babasına 'Geliyoooruuuuum !' diye seslendikten sonra valizi eline alıp yavaşça merdivenlerden aşağı indi. Evin son resmini hızlıca kafasına kazıdı ve dışarıya çıkıp valizini yerleştirmesi için babasına verdi. Annesinin 'Her şeyin tamam mı kızım? Bak sonra yarı yoldan döndürme bizi.' şeklindeki konuşmasına her zamankinden farklı olarak bu kez ergenliğini atlattığını ispat etmek istercesine, heyecanını gizleyerek, gayet sakin ve gülümseyerek 'Evet anneciğim, aldım. Artık tamamen hazırım. ' şeklinde cevap verdi. Normalde olsa 'Uf anne tabi ki aldım. Çocuk muyum ben? Yapma gözünü seveyim.' diye cevap verecekti ama bunu yapmak istemedi. Annesini özleyecekti ve uzun bir süre görüşemeyeceklerdi. Bunu biliyordu. O yüzden ne tartışmak ne de bu tartışmanın son anlarını kirletmesine izin vermek istemiyordu. Sustu ve evine son bir kez baktı. Evine bakarken, kulağına duvarları döven dalga sesleri eşliğinde martı çığlıkları geldi. Son defa ciğerlerini tuzlu denizin o mükemmel ötesi kokusuyla doldurdu ve babasının acele etmeleri uyarılarıyla beraber yavaşça arabaya bindi. Hemen camı açtı. Büyüdüğü şehre, İstanbul'a baktı. Doya doya. İhtiyacı olduğunda kullanmak için biriktirirmişcesine baktı. Tek kareyi unutmak istemiyordu. Zaten unutacak kadar da uzun kalmayacaktı. Aşık olduğu bir şehirden ötekine giderken tahmin ettiği gibi olmadı ve ağlamadı. Gözlerini sıktı ve hızlı davranarak göz bebeklerini bulandıran damlacığın yanaklarını ıslatmasına izin vermeden parmağının ucuyla ondan kurtuldu. Arabanın çalışmasıyla beraber yavaşça evden  uzaklaşmaya başladılar. Artık 20 saatlik bir yolculuk onu beklerken aklında tek bir soru vardı. O da 'Acaba geleceğim nasıl olacak?' tı.