9 Mart 2013 Cumartesi

İki Aşk Arası Biri Sonu Biri Başlangıcı

Günlerden cumartesiydi fakat onun cuma zannedip okul var sanıp alarmdan önce uyandığı bir gündü. Her zamanki gibi yatağının içinde bir yerlerde saklı duran telefonunu bulup uçuşa son kaç gün kaldığına bakarken fark etti ki bugün aslında cumartesiydi. Bugün aslında UÇUŞ GÜNÜYDÜ ! Hemen bütün enerjisiyle kalktı ve perdeleri sonuna kadar açıp güneşin tüm tazeliği ve sıcaklığını odasına yaymasına izin verdi. Koşar adımlarla lavaboya gidip elini yüzünü yıkayıp zaten olan enerjisine bin katarak dişlerini fırçalamaya başladı ve unuttuğu şeyin ne olduğunu düşündüğünde ortamda müziğin eksik olduğunu anladı. Ağzında beyaz köpükler ve diş fırçasıyla telefonunu buldu ve en sevdiği şarkılardan biri olan 'B.o.B- Nothin' on You' şarkısını sonuna kadar açtı. Artık tamamen uyanmıştı. Derken düşünmeye başladı. Bu kadar heyecanlı ve enerjik olduğu bir günü nasıl cuma zannedebilmişti ki ? Lavaboya geri dönmeden gözü yatağın yanındaki komodinin üzerin duran bir bardak suyun solundaki b 12 vitamini haplarına takılmıştı. Birden ağzından köpükler sıçratarak 'Olamaz !' diye hayıflandı. Yine vitaminlerini içmeyi unutmuştu ve bu onda hafıza eksikliğine sebep oluyordu. Annesinin söylenmemesi ve bütün tembih listesini tekrarlamaması için, hemen dişlerini fırçaladı ve sonrada tüm haplarını tek seferde mideye indirdi. Suyun yeni fırçalanmış ağızda bıraktığı tada bayılıyordu. Gülümsedi. Sonra  pembe krem tonlarından oluşan rahat ve onun her zaman biricik sığınağı olmuş yatağına baktı ve hemen toplaması gerektiğini düşündü ve bir çırpıda yatağını jilet gibi topladı. Evet annesinin bir sürü tembihi ona hastalık gibi yapışmıştı ve bunlar çoğu zaman iyi  sonuçlar doğuruyordu. O yüzden o zamana kadar annesinin dediği şeyleri sorgulama gereği duymamış, sadece uygulamıştı. Ne de olsa annesiydi ve anneler her şeyin en doğrusunu bilirdi. Bunun dışında yatağını bir an önce toplama isteği sadece annesinin onu tembihlemesinden kaynaklanmıyordu. O da çoğu zaman dağınıklığa dayanamıyor hatta devamlı olarak kendini dağınık şeyleri toplarken buluyordu. Yatağını da  topladıktan sonra çabucak akşamdan hazırladığı kıyafetlerini giyinip, saçına şekil vermeye çalışırken aklından unuttuğu bir şey olup olmadığı geçirdi. Makyajını yapıp güneş gözlüğünü de taktıktan sonra aynaya baktı ve dedi ki 'Muhteşem !' Gördüğü şeyi beğenmesi onun için çok önemliydi. İnsanın kendini sevmeden başkasını sevemediğini babası ona ta küçüklüğünden öğretmişti. Annesininse tek endişesi ise kendisine olan sevgisinin kendi kendine göz değdirtebilecek kadar çok olmasıydı. Bunun yanında Küçüklüğünden beri neşeli bir kızdı. Mutsuz olması için bir sebebi bugüne kadar pek olmamıştı. Ailesinin geçim sıkıntısı olmamış, el bebek gül bebek yetiştirilmişti. Buna rağmen o hiç bir zaman şımarık bir çocuk olmamış, annesinin uzman psikolog ve babasının da doktora yapmış bir akademisyen olmasın ona sağladığı güzel hayat koşullarıyla bahçeli güzel bir evin içinde büyümüştü. Artık küçük kuşun yuvadan uçma vakti gelmişti. Onu hep istediği yere, yani Manhattan 'a götürecek uçağa sayılı saatler kalmış ve sonunda yanında birileri olmadan tek başına ayakları üstünde durmayı öğrenmesi için önünde hiç bir engel yoktu. Son bir kez odasına baktı. Odasını özleyeceğini biliyordu. Ama önünde yep yeni bir hayat vardı. Artık hiç bir özlem onu yolundan geri döndüremezdi. Arkasını döndü, derin bir nefes aldı ve aşağı kattan seslenen babasına 'Geliyoooruuuuum !' diye seslendikten sonra valizi eline alıp yavaşça merdivenlerden aşağı indi. Evin son resmini hızlıca kafasına kazıdı ve dışarıya çıkıp valizini yerleştirmesi için babasına verdi. Annesinin 'Her şeyin tamam mı kızım? Bak sonra yarı yoldan döndürme bizi.' şeklindeki konuşmasına her zamankinden farklı olarak bu kez ergenliğini atlattığını ispat etmek istercesine, heyecanını gizleyerek, gayet sakin ve gülümseyerek 'Evet anneciğim, aldım. Artık tamamen hazırım. ' şeklinde cevap verdi. Normalde olsa 'Uf anne tabi ki aldım. Çocuk muyum ben? Yapma gözünü seveyim.' diye cevap verecekti ama bunu yapmak istemedi. Annesini özleyecekti ve uzun bir süre görüşemeyeceklerdi. Bunu biliyordu. O yüzden ne tartışmak ne de bu tartışmanın son anlarını kirletmesine izin vermek istemiyordu. Sustu ve evine son bir kez baktı. Evine bakarken, kulağına duvarları döven dalga sesleri eşliğinde martı çığlıkları geldi. Son defa ciğerlerini tuzlu denizin o mükemmel ötesi kokusuyla doldurdu ve babasının acele etmeleri uyarılarıyla beraber yavaşça arabaya bindi. Hemen camı açtı. Büyüdüğü şehre, İstanbul'a baktı. Doya doya. İhtiyacı olduğunda kullanmak için biriktirirmişcesine baktı. Tek kareyi unutmak istemiyordu. Zaten unutacak kadar da uzun kalmayacaktı. Aşık olduğu bir şehirden ötekine giderken tahmin ettiği gibi olmadı ve ağlamadı. Gözlerini sıktı ve hızlı davranarak göz bebeklerini bulandıran damlacığın yanaklarını ıslatmasına izin vermeden parmağının ucuyla ondan kurtuldu. Arabanın çalışmasıyla beraber yavaşça evden  uzaklaşmaya başladılar. Artık 20 saatlik bir yolculuk onu beklerken aklında tek bir soru vardı. O da 'Acaba geleceğim nasıl olacak?' tı. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder