18 Nisan 2013 Perşembe

Elin Sahibi Aslında

Elin sahibi herhangi biri olabilirdi. Çıkardığı gürültüden rahatsız olan bir turist, düşürdüğü pasaportunu geri vermek üzere olan bir güvenlik görevlisi ya da sadece geçmişten tanıdığı bir dost. Fakat arkasını dönmek için geçireceği o kısacık iki saniye, onun tahmin edebilme ihtimalini ortadan kaldırıyordu. O an sadece onu o halde görmesinden utanç duymayacak birinin elini omuzlarında hissetmek istediğini düşündü. Temiz kalpliydi. İstediği olmuştu. Ona seslenmek için omzuna dokunan kişi çocukluk arkadaşı olan Elvan'dan başkası değildi. İsmi gibiydi Elvan, rengarenk bir kişiliğe sahipti. O 'Süpriiiiiiiiiiiiiiiiiiz !' diye bağırırken, Talya o an ihtiyacı olan tüm manevi desteği enerji deposu, sevimlilik abidesi ve bitmeyen mutluluk kaynağı olan Elvan'da bulacağına adı gibi emindi. Bu yüzden o an hissettikleri yanında sevinmek kelimesinin Türkçe'deki karşılığı yetersiz kalırdı.Tıpkı bir çocuk gibi yanağından süzülen gözyaşlarını ellerinin tersiyle sildi ve hemencecik toparlandı. 'Eee anlat bakalım. Nereye gidiyorsun?' diye sordu Elvan. Bir süreliğine de olsa yalnızlığından kurtulduğu için sevinen Talya 'Manhattan'a tatlım.' demekle yetindi. Aslında uzun zamandır görmediği bu arkadaşına neler neler anlatmak istiyordu. Öncelikle heyecanlıydı. Bir şeyler başarabilme çabasıyla kocaman bir şehirde tek başına neler yapabileceğini çok merak ediyordu. Hemen 'Tek başına mı ?' diye soran Elvan'a 'Evet. Tek başıma.' diye sırtını biraz daha dikleştirerek cevap verdi. Bu sefer ne istediğini biliyordu ve yol boyunca bir kez daha ağlamayacağına dair kendine söz verdi. Talya ve Elvan o öğlen tam 2 şer bardak filtre kahveyi kocaman çikolatalı muffinlerle mideye indirdiler ve bunları yaparken de neredeyse hakkında konuşulmadık ne konu ne de insan bıraktılar. Biraz önce mutsuzluktan ağlayan Talya gitmiş, yerine kahkaha atmaktan gözleri yaşaran bir Talya gelmişti. Fakat her mutluluk gibi bu tatlı sohbetin de sonu gelmişti ve bu sonu Elvan'ın uçuş anonsu getirmişti. 'Zamanın nasıl geçtiğine hala daha inanamıyorum.' dedi Elvan ve sıkıca birbirlerine sarıldılar. 'Bir daha arayı bu kadar açmak yok!' dedi Talya ve sonra arkadaşına iyi uçuşlar diledikten sonra geriye kalan son dakikalarını Duty Free'de geçirmek üzere laptopunu ve çantasını topladı. Biraz yürüdükten sonra önceden almaya karar verdiği parfümü bulmak için parfüm reyonuna yöneldi ve eliyle koymuş gibi Ralph Lauren'i buldu. Helen testeri eline aldı, bileğine sıktı ve biraz bekleyip bileğini tütlendi. Hala hatırladığı gibiydi. İçindeki mutluluk duygusunu uyandıran çiçek kokuları onu lise sonun bahar aylarına götürdü. Bir an durdu ve şimdi yeni bir geleceğe başlayacağı bu başlangıç noktasında liseyi düşünmeyi şimdilik erteleyebileceğine kanaat getirdi. Kasaya gitmeden uçakta atıştırmak üzere çantasına ufak bir paket sarı M&M's almak için çikolata reyonuna yöneldi. Durdu. O an gözlerinde parlayan ışığı göremeyecek insanın kör olması gerekirdi. Tıpkı bir çocuk gibi sevindi. O kadar çikolatayı kim görse sevinirdi canım, ona göre abartacak bir şey değildi ki her çikolata gördüğünde verdiği tepki. Hepsine tek tek bakmak istedi ama uçağın kalkış anonsuyla aceleyle 1 küçük bir de büyük sarı  paket M&M's aldıktan sonra koşarak uçuş salonuna gitti. Helen kontrolden geçti ve uçağa bineceği kapıdan uçağa doğru kendinden emin adımlarla yürümeye başladı. Tam o sırada arkasından gelen adamın ona çarpmasıyla tüm eşyalarını yere düşürmesi bir oldu. Tüm havasının söndüren bu adama tam bağırıp çağıracak iken adam kuru bir 'Pardon!' ile tekrardan uçağa koşmaya devam etti. Normalde esip kükremesi gereken Talya adamın yüzüne bakıp gülümseyerek sadece 'Önemli değil.' demekle yetindi. Tabi bu sadece dış sesiydi. İçinden çoktan 'İnsanlar nasıl olur da bu kadar kaba olabiliyor! Bu kadar da kaba olunmaz ki! Bari eşyalarımı toplamaya yardım etseydin! Terbiyesiz !' demişti bile. Ama artık hiç sorun çıkarmayan kibar bir yetişkin olacağına kendine söz vermişti ve sırf böyle 'dengesiz' bir adam yüzünden kararından dönmeyecekti. Eşyalarıyla birlikte saçlarını da toplayan Talya uçağa bindi ve elindeki bilete bakıp oturacağı yeri aramaya başladı ve bu çok da uzun sürmedi. Fakat yerini bulduğu  an gözlerine inanamadı. O adam ! Ona çarpan adam! Tam olarak onun oturması gereken yerde oturuyor, hatta sinirli sinirli telefonda birilerine bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Uyarması için adamın susmasını beklemek yerine akıllıca bir karar verip arkadaki yolcuların geçişini kapatmamak için adamın yanına oturmaya karar verdi. Fakat bu kez de Talya'nın oturacağı yerin sahibi gelmişti. İşler daha kötü gidemezdi. Adamın o sinirli halini gördükten sonra onu uyaracak kişinin o olmak istemediğine tam anlamıyla emindi. Tam adama dönüp 'Pardon, yerime oturmuşsunuz' diyecekken adam konuşmasını bitirip hosteslerden birine döndü ve 'Bu kadar insan uçağın kalması için neyi bekliyoruz? ' dedi. Daha fazla dayanamayan Talya adama 'Sizi beyefendi! Sizi!' dedi. Nitekim bu sözleri dedikten beş dakika sonra hiç söylememeyi dileyecekti...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder