25 Nisan 2013 Perşembe

Olmasa Ön yargılar Daha Mutlu Yaşanır Hayatlar

Adamın içinde bulunduğu durumu anlaması için yaklaşık yirmi saniye geçti. Talya adamın herhangi bir tepki vermesini beklerken adam kendinden beklenilmeyecek bir davranış göstererek ondan özür diledi ve ona 'Sorun nedir küçük hanım ?' diye sordu.Talya hayatının şokunu yaşamıştı denebilirdi. Adamın  ona bağırıp çağırmasını beklerken o sinirli, kibirli adam gitmiş, yerine sevecen bir adam gelmişti. Adamın bu tavrına anlam vermeye çalışmaya devam ederken 'Pardon beyefendi, yerime oturmuşsunuz ve bu kadar yolcu ayakta sizin telefon  konuşmanızı bitirip bu yanlışlığı düzeltmenizi bekliyor.' dedi. Adam ayağa kalkarak, herkesin duyabileceği yüksek bir ses tonuyla 'Herkesten sebep olduğum bu karışıklıktan ve sizleri beklettiğimden dolayı özür diliyorum. Lütfen samimiyetimin belirtisi olarak hostesler tarafından ikram edilecek şampanyadan alıp mutluluğuma ortak olun.' dedi ve 'Merak etmeyin şampanyalar benden.' diye ekledi. Az önce geciktikleri için söylenen insanlar adamın ikramı olan şampanyayı içecek olmanın vereceği hazzı hayal ederek bir anda melek kesilmişlerdi. Adam Talya'nın yerinden kalkarak hemen yanındaki koltuğa oturmuştu. Az önce neredeyse sinirli bir kalabalığın düşündüklerini dile getirebildiği için kahraman edilecekken, şimdi sadece küçük yaygaracı bir kız çocuğu durumuna düşmüştü. Üstelik halen daha adamın yanında oturup ona tek bir kelime edememekte onu çılgına döndürüyordu. İnsanlar pahalı olan bedava şeylere ne kadar da meraklıydı ! Aslında Talya'nın bu sinirinin esas sebebi onun insanların bu tavrının değiştiremeyeceğini bilmesiydi. Adam onlara zenginliğinden bir parça sunup, onların saygısını kazanmayı başarmıştı ve Talya'nın elinden ellerini bağlayıp somurtmaktan başka bir şey gelmiyordu. Bu da yetmezmiş gibi hostes ona ne içeceğini bile sormadan önüne şampanya koymuş ve bu da bardağı taşıran son damla olmuştu. Eline şampanya bardağını alarak hostese yüksek bir sesle 'Bakar mısınız? Ben şampanya değil kahve istiyorum lütfen!' dedi. Adam Talya'nın şampanyayı reddetme sebebini merak ederek 'İkramımı beğenmediniz mi yoksa?' diye sordu. Talya 'Hayır beyefendi. Beğenmedim değil, tercih etmedim.' Talya her şeyi ve herkesi satın alabileceğini düşünen insanlara katlanamıyordu. Evet onun ailesi de varlıklıydı fakat hiç bir zaman ne o ne de ailesi varlıklı olduklarını  insanların yüzlerine bu şekilde vurmamıştı. Yani bir diğer deyişle gösteri yapmamışlardı. Kimse üzerinde  kendilerine saygı duyulması için parasal açıdan baskı kurmamışlardı. Çünkü o ve ailesi insan ilişkilerini paraya dayanmayan bir bağ ile bağlandıklarını biliyorlardı. Bu nedenle Talya adama karşı içgüdüsel olarak soğuk bir tavır takınmıştı. Adam kimsenin ona soğuk davranmasını istemediğinden Talya'yı diğer insanları etkilediği gibi etkilemeyeceğini anlayınca ona gerçek yüzünü göstermeye karar verdi. Ona 'Merhaba. Tatsız bir tanışma yaşadık. Ben ünlü iş adamı Tankut Fikret Demirağ Uçağa girerken acele davrandığım ve fark etmeden sizin yerinize oturduğum için özür dilerim küçük hanım. Umarım özrümü kabul edersiniz.' dedi. Talya bu içten gelen özürle birlikte adamın aslında kötü niyetli bir insan olmadığını sadece gösterişi seven biri olduğunu anladı. Uçuş saatleri içerisinde Tankut beyin sohbetininde iyi olduğunu anlamıştı. Adam işinde iyi iş kolik denilebilecek bir iş adamıydı. Bu nedenle oğlunun tıp fakültesine kabul gördüğünü toplantıdan sonra öğrenmiş ve bir ihaleye katılmak zorunda kaldığı için oğlunu ve karısını okula yazdırmak için gidecekleri yere önceden yollamıştı ve şimdi o da arkalarından gidiyordu. Zaten gideceği yerde bir ihalesi vardı ve oraya önceden yolladığı adamlardan birinden ihaleyi onsuz başlatmak zorunda kalmalarına rağmen kazandıklarını öğrenmişti. Adam yetişemediği ihaleyi kazandıklarını öğrendiğinde ise mutluluktan deliye dönmüştü. Talya tüm bunları öğrendiğinde adama haksız yere soğuk davrandığını düşündü. Bu sohbet süresi içerisinde uçak 2 kere kalkış ve 2 kere iniş yapmıştı. İkinci inişlerine geldiklerinde uçak Manhattan Havalimanı'na inmişti bile. 2 kere pasaport kontrolünden geçtikten sonra adam Talya'ya ne zaman isterse araması için kartını verdi. Talya bir kez daha ön yargının ne kadar kötü bir şey olduğunu düşündü. Sahi Manhattan'a Ön yargıyı İstanbul'da bırakıp gelmemiş miydi? Ne kadar yorgun olduğunu fark edip bir taksi aradı. Gözüne ilk kestirdiği taksiciye üzerinde adresin yazılı olduğu kağıdı uzattı. Uçaktaki uzun sohbetten sonra hem boğazı ağrımış hem de yorulmuştu.'Mükemmel' ingilizcesini yarın sabaha saklayacaktı. Takside giderken kulaklığını taktı ve 'Pink - Just Give Me A Reason' şarkısını buldu. Taksi durduğunda şarkıyı da en az beş-altı kere dinlediğini fark etti. Taksiciye parasını uzattı. Valizlerini eline aldı. Yorgun olmasına yorgundu ama bu valizlerin taşınması gerekiyordu. En azından koridorun başındaki asansöre kadar. Gözlerini hızlıca kapatıp açtı ve bir anda ne kadar güçlü olduğunu fark etti. Aynı anda iki valizin birden kolunu uzattı ve havalı bir şekilde kalacağı apartman dairesine doğru emin adımlarla yürümeye başladı. Ta ki iki valizin kapıdan sığmayacağını fark edene dek ! Kapıya çarpan valizlerle bir anda geriledi, etrafına baktı ve kimsenin görmemesi için dua etti. Asansöre bindiğinde ise dayanamayıp kendi kendine güldü. Evinin olduğu kata geldiğinde ise anahtarını önceden yerleştirdiği küçük bölmede hızlıca buldu. Evini açtı. Onu alışık olmadığı bir koku karşıladı. Karanlıktı. Işığı açtı. Her yer toz içindeydi. Açlıktan ölmeden buzluğa koştu fakat buzlukta da onu memnun edecek pek bir şey bulamadı. Bozuk bir süt ve küflü bir kaç peynir ancak fareleri mutlu edebilirdi ki şükürler olsun henüz bir fareyle karşılaşmamıştı. Nitekim öyle bir durum olacak olsa kesinlikle tüm apartman Talya'nın sesinden ayağa kalkardı. Sonra babası ile ilk geldiklerinde geç saate kadar açık olan bir pizzacının numarasını telefonuna kaydettiğini hatırladı ve hemen içinde zeytin olmayan karışık bir pizza siparişi verdi. Bu arada anne ve babasına da attığı 'Vardım. Eve gidince sizi ararım.' mesajı aklına geldi ve yaklaşık beş dakikalık bir telefon konuşması sonunda sipariş ettiği pizzası geldi ve artık ise ondan mutlusu yoktu. Pizzasını Survivor'a katılıp üç hafta ödül kazanamamış bir oyuncu iştahı ile yeyip bitirdikten sonra ağzını silip valizinin üst tarafına koyduğu eşofman altını altına geçirerek kendini yatağa attı. Başı yastıkla buluşur buluşmaz göz kapaklarının ağırlıyla hemencecik uykuya daldı. Biliyordu yarın uzun bir gün olacaktı...





18 Nisan 2013 Perşembe

Elin Sahibi Aslında

Elin sahibi herhangi biri olabilirdi. Çıkardığı gürültüden rahatsız olan bir turist, düşürdüğü pasaportunu geri vermek üzere olan bir güvenlik görevlisi ya da sadece geçmişten tanıdığı bir dost. Fakat arkasını dönmek için geçireceği o kısacık iki saniye, onun tahmin edebilme ihtimalini ortadan kaldırıyordu. O an sadece onu o halde görmesinden utanç duymayacak birinin elini omuzlarında hissetmek istediğini düşündü. Temiz kalpliydi. İstediği olmuştu. Ona seslenmek için omzuna dokunan kişi çocukluk arkadaşı olan Elvan'dan başkası değildi. İsmi gibiydi Elvan, rengarenk bir kişiliğe sahipti. O 'Süpriiiiiiiiiiiiiiiiiiz !' diye bağırırken, Talya o an ihtiyacı olan tüm manevi desteği enerji deposu, sevimlilik abidesi ve bitmeyen mutluluk kaynağı olan Elvan'da bulacağına adı gibi emindi. Bu yüzden o an hissettikleri yanında sevinmek kelimesinin Türkçe'deki karşılığı yetersiz kalırdı.Tıpkı bir çocuk gibi yanağından süzülen gözyaşlarını ellerinin tersiyle sildi ve hemencecik toparlandı. 'Eee anlat bakalım. Nereye gidiyorsun?' diye sordu Elvan. Bir süreliğine de olsa yalnızlığından kurtulduğu için sevinen Talya 'Manhattan'a tatlım.' demekle yetindi. Aslında uzun zamandır görmediği bu arkadaşına neler neler anlatmak istiyordu. Öncelikle heyecanlıydı. Bir şeyler başarabilme çabasıyla kocaman bir şehirde tek başına neler yapabileceğini çok merak ediyordu. Hemen 'Tek başına mı ?' diye soran Elvan'a 'Evet. Tek başıma.' diye sırtını biraz daha dikleştirerek cevap verdi. Bu sefer ne istediğini biliyordu ve yol boyunca bir kez daha ağlamayacağına dair kendine söz verdi. Talya ve Elvan o öğlen tam 2 şer bardak filtre kahveyi kocaman çikolatalı muffinlerle mideye indirdiler ve bunları yaparken de neredeyse hakkında konuşulmadık ne konu ne de insan bıraktılar. Biraz önce mutsuzluktan ağlayan Talya gitmiş, yerine kahkaha atmaktan gözleri yaşaran bir Talya gelmişti. Fakat her mutluluk gibi bu tatlı sohbetin de sonu gelmişti ve bu sonu Elvan'ın uçuş anonsu getirmişti. 'Zamanın nasıl geçtiğine hala daha inanamıyorum.' dedi Elvan ve sıkıca birbirlerine sarıldılar. 'Bir daha arayı bu kadar açmak yok!' dedi Talya ve sonra arkadaşına iyi uçuşlar diledikten sonra geriye kalan son dakikalarını Duty Free'de geçirmek üzere laptopunu ve çantasını topladı. Biraz yürüdükten sonra önceden almaya karar verdiği parfümü bulmak için parfüm reyonuna yöneldi ve eliyle koymuş gibi Ralph Lauren'i buldu. Helen testeri eline aldı, bileğine sıktı ve biraz bekleyip bileğini tütlendi. Hala hatırladığı gibiydi. İçindeki mutluluk duygusunu uyandıran çiçek kokuları onu lise sonun bahar aylarına götürdü. Bir an durdu ve şimdi yeni bir geleceğe başlayacağı bu başlangıç noktasında liseyi düşünmeyi şimdilik erteleyebileceğine kanaat getirdi. Kasaya gitmeden uçakta atıştırmak üzere çantasına ufak bir paket sarı M&M's almak için çikolata reyonuna yöneldi. Durdu. O an gözlerinde parlayan ışığı göremeyecek insanın kör olması gerekirdi. Tıpkı bir çocuk gibi sevindi. O kadar çikolatayı kim görse sevinirdi canım, ona göre abartacak bir şey değildi ki her çikolata gördüğünde verdiği tepki. Hepsine tek tek bakmak istedi ama uçağın kalkış anonsuyla aceleyle 1 küçük bir de büyük sarı  paket M&M's aldıktan sonra koşarak uçuş salonuna gitti. Helen kontrolden geçti ve uçağa bineceği kapıdan uçağa doğru kendinden emin adımlarla yürümeye başladı. Tam o sırada arkasından gelen adamın ona çarpmasıyla tüm eşyalarını yere düşürmesi bir oldu. Tüm havasının söndüren bu adama tam bağırıp çağıracak iken adam kuru bir 'Pardon!' ile tekrardan uçağa koşmaya devam etti. Normalde esip kükremesi gereken Talya adamın yüzüne bakıp gülümseyerek sadece 'Önemli değil.' demekle yetindi. Tabi bu sadece dış sesiydi. İçinden çoktan 'İnsanlar nasıl olur da bu kadar kaba olabiliyor! Bu kadar da kaba olunmaz ki! Bari eşyalarımı toplamaya yardım etseydin! Terbiyesiz !' demişti bile. Ama artık hiç sorun çıkarmayan kibar bir yetişkin olacağına kendine söz vermişti ve sırf böyle 'dengesiz' bir adam yüzünden kararından dönmeyecekti. Eşyalarıyla birlikte saçlarını da toplayan Talya uçağa bindi ve elindeki bilete bakıp oturacağı yeri aramaya başladı ve bu çok da uzun sürmedi. Fakat yerini bulduğu  an gözlerine inanamadı. O adam ! Ona çarpan adam! Tam olarak onun oturması gereken yerde oturuyor, hatta sinirli sinirli telefonda birilerine bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Uyarması için adamın susmasını beklemek yerine akıllıca bir karar verip arkadaki yolcuların geçişini kapatmamak için adamın yanına oturmaya karar verdi. Fakat bu kez de Talya'nın oturacağı yerin sahibi gelmişti. İşler daha kötü gidemezdi. Adamın o sinirli halini gördükten sonra onu uyaracak kişinin o olmak istemediğine tam anlamıyla emindi. Tam adama dönüp 'Pardon, yerime oturmuşsunuz' diyecekken adam konuşmasını bitirip hosteslerden birine döndü ve 'Bu kadar insan uçağın kalması için neyi bekliyoruz? ' dedi. Daha fazla dayanamayan Talya adama 'Sizi beyefendi! Sizi!' dedi. Nitekim bu sözleri dedikten beş dakika sonra hiç söylememeyi dileyecekti...